30 Muharrem 1439 | 21 Ekim 2017
Ana Sayfa Günün Haberleri Yazarlar TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ SPOR DÜNYA SAĞLIK & YAŞAM EĞİTİM BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT
Tüfekci: “İşgal Rejimi Kudüs’te Filistinlilere Karşı Etnik Temizlik Yapıyor”
Kudüs’teki Doğu Evi’ne bağlı Arap Araştırmaları Merkezinin Haritalar Dairesi Müdürü Halil Tüfekci 37 yıl önce anılmaya başlayan “Filistin Toprak Günü”nün hatırlattığı acı, keder, cinayet ve zulümlerin 1947 yılında bu toprakların işgal edilmesiyle başlayan sürecin bir halkası olduğunu söyledi.
18.04.2013 / 16:26

 

Kudüs’teki Doğu Evi’ne bağlı Arap Araştırmaları Merkezinin Haritalar Dairesi Müdürü Halil Tüfekci 37 yıl önce anılmaya başlayan “Filistin Toprak Günü”nün hatırlattığı acı, keder, cinayet ve zulümlerin 1947 yılında bu toprakların işgal edilmesiyle başlayan sürecin bir halkası olduğunu söyledi.

İşgal rejiminin Filistin topraklarında sürdürdüğü Yahudileştirme politikasının 1967 yılından sonra büyük bir artık gösterdiğine dikkat çeken Tüfekci, daha önce programa alınmayan Kudüs’ün bu tarihten sonra gündem şehir haline getirildiğini kaydetti.

Filistin Enformasyon Merkezinin kendisiyle yaptığı röportajda Kudüs ile ilgili çarpıcı bilgiler veren Tüfekci, işgalcinin Kudüs şehrinde Filistinlilere karşı tam bir etnik temizlik yaptığını söyledi.

Kendisiyle yaptığımız röportajı sunuyoruz:

Toprak Gününün her tarafta yâd edildiği şu günlerde Kudüs’ün durumunu rakamlarla nasıl görüyorsunuz?

Soruları Kudüs’ten ve Kudüs’ün 76 yıllık sürecinden başlattınız. Yani Arapların 1948 yılında Filistin topraklarından kendilerine sadece %4’ünün kaldığını fark ettikleri El-Celil ve En-Nakab’ın tamamıyla Yahudileştirildiği tarihten bahsediyorsunuz. Daha önce, yani 1948 yılından 1967’ye kadar uygulanan politikanın aynısı Batı Yaka ve işgal altındaki Kudüs’te uygulanmaya başlandı. Toprak gasp edildi, ormanlar talan edildi, devlet toprağı gündeme geldi, askeri bölge ifadeleri kullanılmaya ve bunun için topraklar zorla alınmaya başlandı. O nedenle Filistin halkı 1976 yılında başkaldırdığında bu politikaların aynısı zaten Kudüs’te de uygulanıyordu. Tam da o tarihlerde kamu adına ve yararına Kudüs’te 15 kilometre kare toprak gasp edildi.

1968 yılında 3445 dönüm arazi gasp edilirken, 1976 yılında ise 11 kilometre kare araziye Ramot, Gilo ve Telpiot yerleşkelerinin inşası için el konulurken, olaylar bu konuda işgal yönetiminin planlı ve programlı çalıştığını gösteriyordu.

1976 yılından 1990 yılına geldiğimizde yerleşim birimlerinin daha da geniş alanlara yayıldığını görüyoruz. Pisgat Ze’ev’de 4400, Ebu Ğuneym’de 1850 dönüm arazi gasp edildi. 1995 yılında da 525 dönüm araziyi gasp ettiler. BM’ye başvurduk ve bu gasp durduruldu. Demek ki bu siyaset aslında Kudüs’te 76 yıldır uygulanıyor. Biz sadece Toprak Günü olarak ilan edilen 1976 yılına bakmıyoruz. Sadece 37 yılı işlemiyoruz. Çünkü işgalcinin yaptığı sadece bununla sınırlı değil. İşgalcinin bu konuda ideolojik merkezli bir planı var ve bunu uyguluyor. Bu ideolojinin temelini de iki önemli husus teşkil ediyor. İşgalci için Kudüs’teki Yahudi halkı çok önemlidir. Ona göre burada Yahudi nüfus çoğunlukta olmalıdır. Bu amaca ulaşmak için de toprağın gasp edilmesi, evlerin yıkılması, heykel projesinin hayata geçirilmesi gerekir. Bu konudaki amacın gerçekleştirilmesi için gereken her şeyin yapılması gerektiğine inanan işgal rejimi Kudüs’ü başkent yapmaya adım adım yaklaşacak. İşgalcinin 76 yıl önce Kudüs’ü başkent ilan ettiği doğrudur. Ancak bunun resmi kararını 1980 yılında aldı. Dolayısıyla Kudüs meselesi ve sorunu, Batı Yaka veya 1948 yılında işgal edilmiş Filistin toprakları sorunundan farklıdır. İşgal rejimi emri vaki ile Kudüs’ü başkent yapmak istiyor. Başkentin bir rejim ve devlet için kalp olduğu zaten biliniyor.

Kudüs’teki Yahudi yerleşkelerden; bunlar için gasp edilen topraklardan, bunların inşasından ve bu topraklar üzerinde inşa edilmiş yerleşkelerden biraz bahseder misiniz?

Her zaman işgalcinin ne kadar toprak gasp ettiğinden bahsederiz. Hakikatte işgalci Kudüs’ün topraklarının %35’ini kamu yararına iddiasıyla gasp etmiş durumda. Bu 24 kilometre karelik alanı kapsıyor. İşgal güçleri 1968 yılında kamu yararına iddiasıyla toprak gaspına başladı. Ve şimdi Filistinlilerin elinde toprağın sadece %13’ü kaldı. 1996 yılında buna dikkat çektik, ama kimse bizi dinlemedi. Birkaç gün önce olup bitenler o zaman söylediklerimizi doğruluyor.

Gasp edilen toprak, yollar, heykel projeleri sonrasında bize kalan 9300 metre kare yani %13’tür.

1967 yılında Yahudi yerleşimcilerin sayısı sıfır iken, bugün 200 bin yerleşimci bulunuyor. Buna karşılık Filistinlilerin sayısı ise 300 bindir. Bunun yanında inşa edilen ırkçı ayırım duvarı yoluyla terör rejimi işgalcilerin kontrolündeki Kudüs Belediyesinin itirafıyla 70 bin, Hareetz gazetesinin verdiği bilgilere göre 90 bin, hakikatte ise 125 bin Filistinliden kurtulmuş oldu. İşgal belediyesinin sınırları içinde biz azınlık duruma düştük. Bu ürkütücü bir tablo. İşgalci hazır bulunmayanların topraklarıyla ilgili kanunu bu kez uygularsa elimizdeki topraklar da işgalciye geçecektir.

Irkçı ayırım duvarından bahsettiniz. Bitti mi bu duvar? Duvar tamamlandığında Filistinlilerin Kudüs’teki varlığını nasıl etkileyecek?

Duvara gelince, bu da başka bir sorun. Duvar güvenlik iddiasıyla inşa ediliyor ve alabildiğince istismar ediliyor. Bizce ise duvar beş temel stratejik amaç için inşa ediliyor. İşgalci Kudüs için sadece kendisinin tanıdığı bir sınır çizmek istedi. Biz ise duvarın su, yerleşim birimleri ve yeni topraklar gasp etmekle ilgisi olduğuna inanıyoruz. Kudüs’te bu işi güvenlik için yaptıklarını iddia ediyorlar. Hâlbuki temelde bölgedeki demografik yapıyı değiştirmek isteyen işgalci bu duvarla 125 bin Filistinliyi Kudüs’ten ayırdı. Bununla birlikte terör rejimi Kudüs’ün de haritasını çizmiş oldu. Kudüs buna göre Batı Yaka topraklarının %10’unu teşkil ediyor. Filistinlileri Kudüs’ten ayıran işgalci Goş Atsiyon ve Maalie Adumim ve Givat Ze’ev Yahudi yerleşkelerini ise Kudüs sınırları içine aldı. Duvarın büyük bir bölümü biterken, bölgedeki alt yapı, yol, yer altı tünelleri, köprü, üst geçit vs. de tamamlanmış durumda. Ölü Denize kadar olan sekiz Yahudi yerleşkesinden bahsediyoruz. Bunların tümü tünellerle Kudüs ile irtibatlı hale getirildi.

Duvarın büyük bir bölümü bitti, geri kalanı da tamamlanacaktır. Ancak işgalci bundan önce bu bölgeyi Ölü Deniz bölgesiyle birleştirmek için Doğu Kudüs’teki dokuyu yeni düzenlemek istiyor.

Yerlerinde bulunmayanların mülkleriyle ilgili işgalcinin çıkardığı kanundan bahsederken, bu uygulanırsa Kudüs’e nasıl yansıyacaktır?

Bu konuda Siyonist Yüksek Mahkemesinden kararlar çıktı. Mesela, Batı Yaka’da ikamet edenler için bile bu hüküm verilmiştir. İkinci karar da bazı Arap ülkelerinde ikamet eden Kudüslülerle ilgili. Yerlerinde hazır olmayanlarla ilgili kanun1948 yılında ikamet ettiği ev ve köylere uygulanıyor. Bu kanuna göre sadece Filistinlilere ait bu topraklar değil, işgal rejimiyle savaşa giren Lübnan, Suriye, Ürdün’ün doğusu, Irak, Suudi Arabistan, Yemen, Mısır’daki topraklar da söz konusu insanların topraklarına yerleşenlere geçiyor. İşgal rejimi bu kanunu uygularsa Doğu Kudüs’ün tümüne el koyabilir. (Bu kanun,1948’de yapılan taramada savaş veya başka nedenlerle kendi evleri veya köylerinde bulunmadıkları tespit edilenlerin gayrimenkullerine uygulanıyor.)

Eski Kudüs ne durumda. Kutsal Bölge olarak ifade edilen alanda şimdi neden bu kadar yoğunlaşma var?

Doğrusu bu yeni bir şey değil. 1968 yılından beri Eş-Şeref, El-Meydan, El-Cevaine, El-Beşitiyye ve En-Nemamire mahallelerinde 116 dönüm arazi gasp edildi. Burada da işgalci bir strateji uyguluyor. İşgalci eski bölgenin dini bir nitelik taşıdığını, burayı ele geçirenin dünyayı ele geçireceğini biliyor. İşgalci, toprakları kamu yararına iddiasıyla gasp etmeyle yetinmedi, bunun yanında yerlerinde bulunmayanların mülküyle ilgili kanun gibi birçok kanun da çıkardı. Müslümanlar yanında 1948 yılında hazır olmayan Yahudilerin topraklarına da bu kanunu uyguladı. Yine güvenlik nedeniyle birçok ev ve araziye el koydu. Bunun yanında menfaa kanunu diye bir kanun da çıkardı. Yani ev, dükkân veya arsanın sahibi değil de onu kiralayanın elindekini satabilmesi kanunu çıkardı. Bununla tam bir etnik temizlik yapmayı hedefleyen işgalci, Burcu’l-Laklak yakınlarındaki Babu’s-Sahire’de olduğu gibi birçok konutun yapılmasına da ön ayak oldu.

Sözün kısası, işgal rejimi Filistin nüfusunu Kudüs’te azaltmak istiyor. Bunu söylemekten de utanmıyor. Bununla yetinmeyen işgalci Kudüs’ün eski bölümündeki toprağın %38’inin özel mülkiyet olduğunu, bunun İslam vakfına ait olmadığını savunuyor. İşgalci yerlerinde bulunmayanların mülkleriyle ilgili kanunu uygularsa Kudüs’ün eski bölümünde tam bir felaket yaşanacaktır.

Kudüs’ün eski bölümünün durumu ne olacak?

Doksanlı yıllarda Siyonist katil Ariel Şaron Başbakan iken işgal hükümeti Kudüs’ün çevresinde 26 kapı projesi diye bir proje hazırladı. Bugüne gelindiğinde projenin büyük bir kısmının uygulandığını görüyoruz. Re’su’l-Amud, Cebelu’z-Zeytun, Şeyh Cerrah ve Cebelu’l-Mukebber bunların başında geliyor. Hedef gayet açık. Birileri çıkarılacak, yerlerine başkaları getirilecek. Filistinliler yurtlarından çıkarılacak, yerlerine Yahudi yerleşimciler getirilecek. Re’su’l-Amud’ta Yahudi yerleşkesi yapıldı, giderek de genişletilecek ve ardından Filistinliler bölgeden kovulacak.

Daha önce Doğu Kudüs ve Batı Kudüs diye iki bölgeden bahsedilebiliyordu. Şimdi ise her tarafta Yahudi yerleşkesi inşa edildikten sonra bundan bahsetmek mümkün değil. Bunun sonucunda Kudüs’ün ikiye bölünmesi de mümkün değil. Burada önemli bir hususa dikkat çekmek istiyorum. Amerika 2004 yılında işgalciye teminat belgesi verdi. Dolayısıyla teminat belgesinde ifade edildiği gibi son aşamada durum biraz daha netleşecek ve bu durum Filistinlilerin yayılmasını etkileyecek. İşgal rejimi yerleşke inşa ederek emri vaki yaptı. Mesela Cebel Ebu Ğuneym 1996 yılında Filistinlilerin olabilirdi. O dönemde Re’su’l-Amud da zaten Yahudilere ait yerleşke yoktu. Ancak şimdi bütün bu yerlerde yerleşkeler var ve bunlar Tel Aviv’deki evler gibi addediliyor. Siyonist işgal koalisyon hükümetleri iki şeye inanıyor. Birincisi Kudüs işgal yönetiminin ebedi başkentidir, ikincisi ise Batı Yaka’daki yerleşim birimleridir. Bunun için işgalci Kudüs halkına karşı etnik temizliği sürdürecek ve giderek baskıyı artıracaklardır.

Siyonist işgal yönetiminin Kudüs’teki projeleri için yaptığı harcamayla Arap ve Filistinlilerin buraya yaptığı harcamaları kıyaslarsak ne diyebiliriz?

Bunun kıyaslanması mümkün değildir. Bu atomu füzeyle karşılaştırmak gibi olur. Siyonist işgal tarafının açık hedefi var. Kudüs onlara göre başkent ve bunun için ne yapılması gerektiğini düşünüyorlarsa yapıyorlar. Böyle olunca Kudüs onlar için önceliklidir. Bütün bakanlıkların yönü burayadır ve bütün bütçelerin asıl alanı burasıdır. Burada 20 bin otel odası, 58 bin Yahudi konutu var. Burada sanayi ve teknoloji bölgeleri var. Buna karşılık sadece sözle Kudüs Filistin devletinin başkentidir diyen Arap ve Filistinlilerin durumu var. İki tarafı kıyaslamak mümkün mü? Sadece Yahudi işadamı Moskovitz’in işgal rejimi adına harcadığı para bütün Arap ülkelerinin, ümmetin ve Filistinlilerin harcadığı paradan daha fazladır. Bir gruptan değil bir tek kişiden bahsediyoruz. Re’su’l-Amud’da olduğu gibi şimdi onun yeni bir yerleşke projesi var ve bunu tek başına yürütüyor.

Dolayısıyla kıyaslamak mümkün değildir. Ürdün’ün herhangi bir etkisi ve izi zaten yok. Bugün Mescidi Aksa’ya giriş ve çıkışları belirleyen başkası değil, işgal rejimidir.

Mescidi Aksa’ya gelirsek, fiilen tehlikeli bir aşamaya girdi mi? Mekân olarak ikiye ayrılmadan önce zaman olarak bölündü mü?

Mekân olarak çoktan bölünmüştür. 1996 yılında bu proje hayata geçirildi. İşgalci boşluğu fırsat bilerek zamansal olarak burayı bölme sürecini başlattı. Mekân olarak ise bölünmek üzere. An meselesidir bu. Birden Mescidi Aksa alanında sinagog yapıldığını gördük. Burada merhum Faysal El-Hüseyni’nin tavrını hatırlatmak isteriz. O zaman burada mescit yapılmasına izin veren işgal rejiminin iznini, işgalcinin bunu örnek göstererek avluda sinagog yapma arzusunun önüne geçme adına reddetmiştir.

İşgal rejiminin en son El-Ğavr’da 140 bin dönümlük araziyi devlet malına ilhak etmesine (kamulaştırmasına) ne dersiniz?

Bunun birçok nedeni var. Öncelikle işgalci bu toprakların Filistin yönetimine geçip, sadece onun sulardan, deniz suyundan, turizmden ve kaplıcalardan istifade etmesini istememesinden dolayı böyle bir kararı aldı.

Filistinlilerin Kudüs’e yönelik stratejisinden bahsedebilir miyiz? Dün nasıldı, şimdi nasıl?

Şimdiye kadar Filistinlilerin Kudüs’e yönelik bir stratejileri olmadı. Şu anda var olan strateji ise pratikte karşılık bulmayan kâğıttan ibarettir. Ancak şimdiki hali ve 2015 yılına kadar ki süreci düşündüğümüzde, bu şekilde tepki göstermeye devam edersek o tarih geldiğinde Kudüs diye bir şey olmayacağını kestirmek zor değildir. Filistinliler olarak var olduğumuz bir gerçek. Ama bir gerçek daha var. Bu aşamada İsraillileştirme ve Yahudileştirmeye maruz kalıyoruz. İsrail vatandaşlığına geçme yolları oldukça kolaylaştırılmıştır. Can alıcı soru şudur: Gerçekten Kudüs’ü sözle değil de pratikte istiyor muyuz?

    

0 Yorum

Diğer Haberler
İslam Birliği’ne inanmalıyız
Tüfekci: “İşgal Rejimi Kudüs’te Filistinlilere Karşı Etnik Temizlik Yapıyor”
Çeçen Cihadında son durum
Abdurrahman Arslan Tv5 Mikrofonlarına Konuştu!
Çeçen Katilleri Nerede ?
Ramazan Bayramı Günü Namaz ve Sadaka Günüdür
Biz inanan bir toplumuz
İmkander Başkanı Murat Özer Kafkasya'yı anlattı
Ağabeyi, Muhsin Yazıcıoğlu'nu anlattı
'Aykırı' bir Obama portresi
Ergenekonun beyin takımı hâlâ dışarda
El Zeydi o ayakkabıyı neden fırlattı?
Stratejik ortaktan tarihi PKK itirafı!..
'Ergenekon’un en az beş kurucusu var'
Robert L. Pollock: Lübnanlı Ayetullahla Görüşme
Dağdakiler Ankara'dan haber bekliyor
Yazıcıoğlu'nun Peygamber aşkı
'PKK Nisan'da tasfiye olacak'
Eşref Bitlis'i Amerika mı öldürdü?
Eminağaoğlu ağzındaki baklayı çıkardı
 
Ahmet Davutoğlu'na tehdit gibi sözler! Şansını zorlamasın, defterler açılmasın
Erdoğan: Melih Gökçek'e, Balıkesir ve Bursa'ya istifa talebimiz iletildi, direnirlerse neticesi ağır olur
Trollenen yazar Abdulkadir Selvi yazdı: Melih Gökçek'in yerine kim geliyor?
Flaş... Melih Gökçek'ten veda gibi sözler: Verilen imkanlarla bunları yaptık...
Erdoğan, 3 belediye başkanına seslendi: Topbaş gibi yapın
Erdoğan'dan ABD'ye: Biz size muhtaç değiliz
Erdoğan'dan bedelli askerlik açıklaması
Açık öğretim liselerinde yeni model bağış zorunlu eğitim! | Okullar ne zaman açılıyor?
Emniyet Genel Müdürlüğü açıkladı: Sporda şiddeti özendiren sosyal medya hesaplarına takip
EN ÇOK
Yazarlar
Hayati OTYAKMAZ
ZENGİN KİM?
Mustafa KAYA
Sağım Solum Sobe
Atilla MEHDİGİL
'Birleşmiş Milletler' hangi amaçla kuruldu?
İshak BEYAZAY
Kıyılır mı kıyılır mı, canana kıyılır mı?
Feyzullah AYDOĞAN
ÖZGÜR DÜNYA KÂBE’DEN BAŞLAR
Ekrem ŞAMA
Amerika demek, entrika demek
Mustafa İŞCAN
Askerlik Borçlanması Erken Emekli Eder
Şeref KAÇMAZ
NORM-ALLEŞ(m)İ – YORUM
Alıntı Yazılar
Mehmet Şevket EYGİ
Büyük Fitneler
Ali Haydar HAKSAL
Kısır Döngü: Bitmeyen ölümler
Abdullah AKÇAY
Düşünmek herkese iyi gelecek !..
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
Barzani “Sarı Öküz” mü?
Zeki CEYHAN
Ağır ithamlar!
Mevlüt ÖZCAN
Allah’ a teslimiyetin saadeti
Mahmut TOPTAŞ
Deist’lerin önderi Ebucehil’dir
Prof.Dr.Ata ATUN
Kredilerde, “Hayat Sigortası” aldatmacası
Prof. Dr. Burhanettin Can
Kuzey Irak Referandumu - 2: Türkiye'nin dil ve üslup sorunu
İsmail Hakkı AKKİRAZ
Allah rahmet eylesin
Mustafa YILDIRIM
Sessiz çığlık
Burak KILLIOĞLU
Yorgun…
Şakir TARIM
İslam âlemi oyunları nasıl bozar?
İsmail KILLIOĞLU
Bütüncül bakabilmek-2
İbrahim VELİ
Kolaylaştırmak ve müjdelemek için “ilk adım”!
Abdülkadir ÖZKAN
Söylenmedik söz yok diye susmak gerekmez
 
Ana Sayfa Günün Haberleri Yazarlar TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ SPOR DÜNYA SAĞLIK & YAŞAM EĞİTİM BİLİM-TEKNOLOJİ KÜLTÜR-SANAT
Copyright © 2011 TV 5 HABER
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz